Select Language EN / TR
Şerif Antepli

Şerif Antepli

Collection Dergisi ve Collection Club Kurucusu

Koleksiyonculuk önce kişiyi, aile ve çevresini sonra toplumunu ve insanlığı geliştirip, zenginleştirir.

20 Şubat 2017

Türkiye’de koleksiyon denildiğinde akla ilk gelen isimlerden birisi Şerif Antepli. Çocukluğunda büyüyen tutkusunu yaşam boyu devam ettirmiş, yaptığı sergi ve etkinliklerin yanı sıra yayıncılıkla da ülkemizde koleksiyonerlik kültürüne çok büyük katkıları olmuş önemli bir isim. Kendisiyle koleksiyonerliği ve çalışmaları hakkında satır araları dolu bir söyleşi gerçekleştirdik.

 

Koleksiyonerliğe olan ilginizin nasıl başladığını anlatır mısınız?

 

Benim kuşağımda koleksiyonerlik genellikle pul toplayan insanlarla başladı. Yani 1940’lı ve 50’li yıllarda neredeyse hemen hemen her ailede pul toplama kültürü vardı. Açıkçası profesyonel koleksiyonerlik mi derseniz, değil. Çoğu insanda bilinçsizce pula merak vardı ve o zamanların yükselen değerlerindendi diyebiliriz. Benim de babamın iki küçük pul defteri vardı. 7-8 yaşlarımdayken kendisi zaman zaman beni yanına oturtur, bana o küçücük albümlerdeki pulları gösterir ve oradaki insanların kim olduğunu yahut farklı şeylerin ne olduğunu anlatırdı.

 

Ben tabi ilk olarak babamın defterlerindeki o pullarla tanıştım ve çok sevdim hatta harçlıklarımı biriktirerek gidip pul almaya başladım. Bugün tabi binlerle ifade edilecek sayıda pullarım var ama en değerlileri hangisi diye soracak olsanız, harçlıklarımla aldığım o ilk pullardır. Belki bugün piyasada değeri beş liradır ama şahsen onlar için büyük heyecan duymuştum.

 

Dolayısıyla böyle derin bir tutkuyu babam bilerek veya bilmeyerek bana o çağlarda aşılamış oldu. O yıllarda çoğu ailede böyle bir ilgi varken biz de arkadaşlarımızla elimizde fazla olanlarla (eşanj) değiş-tokuş yapardık. Sonra yine mektupla yurtdışından yazışarak edindiğimiz arkadaşlarla pul ediniyorduk. Ben Türk pulları yolluyordum karşılığında onlarda kendi ülke pullarını gönderiyorlardı. Fakat elbette o zamanlar bu bir heves, toplama-biriktirme sadece, koleksiyonerlik falan demek mümkün değil. O yıllarda içimde olan bu merak hayatın meşgaleleri ve iş hayatı içinde zamanla azaldı, çoğaldı farklı bir grafik çizdi. Fakat son 30 yılı değerlendirecek olursak kısaca ben pulu sevdiğim kadar sinemaya da tutkunum. Dolayısıyla 1922 tarihinden itibaren başlayan Türkiye Cumhuriyeti pullarını toplarken bir de sinema temalı pulları toplamaya başladım. Ne yazık ki ülkemizde sinemayla ilgili pullar pek yok, çıkmadı.

 

Koleksiyonunuzun içeriği hakkında bilgi verir misiniz? Öne çıkan ilgi duyduğunuz konu ve temalar nelerdir?

 

Filateli konusunda meraklı biriyim. Sinema pulu ve iletişim olarak tematik, Türkiye Cumhuriyeti ve Kıbrıs Türk Cumhuriyeti olarak genel koleksiyonum var. İletişimci olduğum için aynı zamanda iletişim temalı pullar da topluyorum. Bu tabi spektrumu çok açık bir konu, gazeteden, kitaba, radyodan televizyona uzanıyor.

 

Pullarım çok sayıda ve binlerle ifade edilebilir diyebilirim. Bana en değerlilerini de sorsanız aynı samimiyetle hepsi derim.

 

“Koleksiyonerim demekle herkes koleksiyoner olamıyor. Yani herhangi bir şeyi toplayıp biriktirmek başka, koleksiyoner olmak başka”.

 

 

Koleksiyonunuzu nasıl oluşturduğunuzu anlatır mısınız? Alımlar nasıl gerçekleşiyor ayrıca korunması hakkında neler söylersiniz?

 

Türk pulları için PTT, pul çıkardıkça abone iseniz gönderiyor ya da gidip satın alarak edinebiliyorsunuz. Ülkemizde pul dükkanları kapandı çok az kaldı. İnternetten alım yapılabilir. Alım kanalları olarak müzayedeler var ayrıca.

 

“Koleksiyonerlik Ruhu” size ne ifade ediyor?

 

Açmak gerekirse, koleksiyonerim demekle herkes koleksiyoner olamıyor. Yani herhangi bir şeyi toplayıp biriktirmek başka, koleksiyoner olmak başka. Örneğin sergi ve panellerimize gelip heveslenen pek çok insan bir şeyler toplamaya başlıyorlar. Mesela fincan diyelim, bütçeleri varsa çok sayıda topluyorlar ama hiçbir zaman o konunun derinliğine gidip ilgili araştırma yapmıyorlar. Sadece gözlerine hoş gelen şeyden 30-40 tane topluyorlar. Sonra da sıkılıp vazgeçiyorlar ve öyle de bırakıyorlar.

 

Dolayısıyla koleksiyonculuğu her şeyden evvel bir trend bir yol olarak düşündüğümüzde ilk önce merak olması lazım. Mutlaka içinizde ya genetik ya derin bir merak ya kültürel bir birikim olması gerekir.

 

“Her toplam bir koleksiyon değildir. Yani önce merak olacak, merakın ikinci perdesi toplamaya başlayacak, sonra topladıkça neyi topladığını bilecek ve her topladığını etüt edecek”.
Şerif Antepli Şerif Antepli Şerif Antepli
“Her zaman söylediğim bir şey var: Her pul bir ansiklopedi maddesidir”.

Pul koleksiyonerliğinin önemli noktaları nelerdir?

 

Pul koleksiyonculuğu iki çeşittir. Bir geleneksel bir de tematik pulculuk. Örneğin Türkiye Cumhuriyeti geleneksel, sinema tematik.

 

Her zaman söylediğim bir şey var: Her pul bir ansiklopedi maddesidir. Alıp baktığınızda orada neler var? Eğer bir portre ise kim? Neler yapmış? Boşuna oraya basılmamıştır ki, yani pulu okumak lazım. İşte pulun özelliği budur, gördüğünüz her şeyi araştırmanız lazım. Kişi önce neye meraklı olduğunu tespit etmeli. Sonra koleksiyonerlik konusunda bilgilenmeli. Türkçe literatür maalesef çok az.

 

Teknik anlamda pul küçük ölçekli ve üç boyutlu olmadığı için yer kaplamıyor. Ahşapta kurtçuklar oluşabileceği için kapaklı metal kitaplıklarda, albümler içerisinde muhafaza edilmeli. Albümler dik şekilde yerleştirilmeli ve sararmayı önlemek için yılda en az iki kere sayfalar açılarak havalandırılmalıdır.

 

Tavsiye olarak çocukları için soran ailelere belirli bir yılı başlangıç almalarını öneriyoruz. Örneğin 2000 doğumlu biri bugünden geriye doğum tarihine doğru çıkmış pulları geleneksel olarak toplayabilir. Meraklı olduğu konu örneğin mimari, tabiat gibi konularda ise tematik toplama da yapabilir. En önemli şey yarı yolda bırakmamak.

 

Türkiye’deki pul koleksiyonerliği hakkında değerlendirmelerinizi alabilir miyiz?

 

Pulculuk 50’li yıllarda Türkiye’de tavan yapmış, yüksek tirajlarda o kadar çok basılmış ki biz onlara enflasyon pulları diyoruz. Altına hücum gibi herkes çok sayıda seri almış ama şimdi çok ucuza gidiyor maalesef. Posta idarelerinin konuya yaklaşımı da önemli tabi, son 6-7 senedir PTT pulculuğa daha çok önem vermeye başladı. Sergiler yaparak filatelistleri daha çok heveslendiriyor.

 

Posta idaresi emisyon programı çerçevesinde o yıl hangi pulları çıkaracaklarını aylar öncesinden duyuruyorlar. Yani programın belli olması lazım. Türkiye’nin çeşitli yerlerinde filateli dernekleri oluştu, bu derneklerden de bir filateli federasyonu meydana geldi. Federasyon PTT ile entegre halde birbirleriyle haberleşiyorlar ve her yıl birlikte belli şehirde milli sergi açıyorlar. Katılımcıları belli standartta kabul eden bu sergiler özendirici oluyor. Verilen madalyalarla da insanlar onore ediliyor.

 

Yine de çok büyük bir camiadan bahsetmiyoruz tabi. Bizler tanıtma ve sevdirmeye çalışsak da gençler, alternatifleri çok olduğu için biraz ilgisizler maalesef.

 

Bugüne kadar gerçekleştirdiğiniz sergiler ve önemli projeler nelerdir?

 

1995 yılı sinemanın 100. Yılı kabul edildiği için dünyada pek çok ülke kendi sinemaları bağlamında pullar çıkarmaya başladılar. O tarihlerde sinemaya dair tematik pullarımla bu tarihe saygı niteliğinde Yapı Kredi’nin Galatasaray’daki Galerisinde “Sinemanın 100. Yılı” adıyla Türkiye’deki ilk kişisel pul sergisini açtım. Kataloğu da yapılan bu proje çok ilgi çekti.

 

Daha dünyada sinema pullarının gelişmediği bir zamandı ve sergiye gelenler tanıdıkları isimleri, ünlüleri görünce “ya sinemanın da pulu mu olur” diye tepki veriyorlardı. Sonuçta ben sinema ile pulu birleştirerek toplamaya başladım ve yıllardır da devam ediyorum. Tabi büyük bir aşkla topluyorum yani zaten biriktirme ve koleksiyonculuk ancak aşkla sevmekle mümkün oluyor, bir tutkudur bu.

 

Çeşitli sebeplerle çok yurtdışı seyahati yapan bir insanım. Zaman içerisinde oralardan topladığım malzemeler oldu. Giderek internet yardımıma yetişti. 2010’da tekrar bir sinema sergisi yapmaya karar verdim. 1995’ten 2010’a olay epey değişmiş, koleksiyon genişlemişti.

 

Bu projede ise bu defa sinemayla ilgili afişler, broşürler, kartlar, kartpostallar vb. malzemeyi de kullandım. Sırf pul olursa yalın kalır ve sınırlı bir izleyiciye ulaşabilir, insanlar mesafeli kalabilirlerdi. Hatta bu takviye ile “Sinemanın 110. Yılı” ve “Sinemanın Büyüsü” adlı iki sergiyi yan yana açtım. Onunla ilgili de bir kitap yaptım.

 

2011 de Taksim Cumhuriyet Sanat Galerisinde, eski su Maksemi olan yerde yine kişisel bir sergi açtım. 1100 adet A4 sayfasında sunulmuş pullar ve zarflarından oluşan muazzam, emek isteyen bir projeydi. Bu bir rekordu açıkçası ama ne yazık ki Guinness rekorlar kitabına başvurmak için geç kaldım.

 

2015’de Cemal Reşit Rey’de “Sinema; 120 Yıllık Öykü” sergisini açtım. Kültür A. Ş. için bu sergi ve sinema koleksiyonum ile ilgili geniş kapsamlı bir kitap hazırladım.

 

En son 2016’da ise Pera Palace’ta “Greta Garbo” sergisini açtım. Kendisine adanmış bir koleksiyonum var. 8 Mart dünya kadınlar günü çerçevesinde yine Pera Palace’ta “Sinemanın Divaları” nı açıyorum. Sergi 9-13 Mart 2017 tarihleri arası halka açık. İçerik olarak pullar, dergi ve kitaplar, reklam ve broşürler, afişler, kartpostallar gibi çok çeşitli malzeme var.

 

“Mevsimlik değil bütün bir ömre yayılan ve sonu da olmayan bir uğraş. Her koleksiyon sizinle birlikte yaşayan bir organizmadır”.

 

 

Koleksiyonerlik alanında yayıncılığınızla da tanınıyorsunuz. Bu birikimi nasıl paylaştığınızı merak ediyorum?

 

Sinema bağlamındaki bu tutkuyla yoluma devam ederken bir eksikliğin farkına vardım. 2000 yılında dedim ki yayıncıysam ve koleksiyonerliği de bu kadar seviyorsam, neden bir koleksiyon dergisi çıkarmıyorum? Çünkü işin içindeydim ve çevrem müsaitti ve arkadaşlarımızdan da destek rica etmiştim. Kısaca büyük bir puzzle o dergi yani belli kulvarlarda değil herkesin koleksiyon yapabileceği bir kültürü yansıtıyor. Ne yazık ki 3 ayda bir yayınlanabiliyor. Her derginin maddi dayanağı reklamdır, çıkarken götürebileceğimizi düşünsek de 2000’de yaşanan krizle ekonomi altüst oldu ve proje ortada kaldı. Ancak yine de yayınlama kararı aldım. İnanır mısınız idealist yapım gereği dergiyi yıllarca zararına çıkardım.

 

2002’de bir gün, dergide yazıları çıkan dostları büromda topladım ve dedim ki şimdi biz bu dergiyi çıkartıyoruz ama gelin bir misyon üstlenelim ve insanlara koleksiyonculuğu tanıtmaya çalışalım. Yazılarla yaptığımız şeyi nasıl daha yaygın hale getirebileceğimizi düşündük. Collection Club adıyla, fan kulüp gibi bir yapıda, sergiler açarak, konferanslar vererek, sempozyumlar, paneller organize ederek koleksiyonculuğu tanıtarak anlatmaya çalışalım istedik. Bunun üzerine hemen Collection Club’ü kurmaya karar verdik. Kurucu üyelerden İzzet Günay, Ediz Hun, Cem Mahruki gibi isimler bugün yüz civarı üyelerden akla ilk gelenler. Hemen 2003 için bir sergi hazırlığına başladık. “Geçmişe Davetlisiniz Efendim” adıyla Beyoğlu Sanat Galerisinde herkesin kendi koleksiyonundan getirdiği çok çeşitli malzemeyle açtığımız bir sergi oldu. Tabi üyelerin orayı kolaylıkla dolduracak büyük koleksiyonları olsa da; tercihen, örneğin kahve fincanı topluyorsa 5-6 örnek seçerek yaklaşık 30 üyemizden gelen parçalarla karma sergi organize ettik. Çok samimi söylüyorum basın ve televizyonların da çok ilgisini çekti ve binlerce kişi gezdi sergiyi. O zamanlar koleksiyonculuk bu gün olduğu gibi çok bilinmiyordu daha ve ilgiyle gelip bir şeyler topladığını söyleyen çok insanı da yönlendirdik. Böyle kendi finansmanımızla tamamen ücretsiz katılımlı 22 karma sergi açtık. Koleksiyonculuk kültürünü geliştirmek için panel ve sempozyum organizasyonlarımız oldu. Okullarda konferanslar veriyoruz. Aramızda kendi kişisel sergilerini açanlar hatta müze sahibi olanlar dahi var.

 

Bu alana meraklı koleksiyonerlere neler tavsiye edersiniz?

 

Her toplam bir koleksiyon değildir. Yani önce merak olacak, merakın ikinci perdesi toplamaya başlayacak, sonra topladıkça neyi topladığını bilecek ve her topladığını etüt edecek. Malzemesinden, tarihine, sanatsal özelliklerine kadar. Yani topladıklarını bu ve benzeri şekilde kategorize edecek, fincan cam mı, porselen mi, nerede ne zaman yapılmış, estetik özellikleri neler vs. belirli bir zaman sonra bu çalışma ve etütlerden ortaya çıkan birikimle koleksiyonerliğe ulaşacak. Mevsimlik değil bütün bir ömre yayılan ve sonu da olmayan bir uğraş. Her koleksiyon sizinle birlikte yaşayan bir organizmadır. Sizin için de bir yaşam tarzı oluyor tabi.

 

Önceki safhaları geçmiş koleksiyonerler koleksiyonlarını birikimleriyle paylaşmalılar. Evimde ara sıra bakıp tatmin olduğum, mutluluk duyduğum binlerce pul var. Ailemle, dostlarımla paylaşıyorum ama yetmiyordu. Sergilemek, kitaplaştırmak lazımdı, öyle de yaptım… Koleksiyonu mümkün olduğu kadar çok ve her türlü ortamda göstererek yüz kişiden birine bile ulaşabilseniz, onu etkileyebilirseniz, bu bir başarıdır.

 

Koleksiyonerliğin sizi nasıl beslediğini biraz açar mısınız?

 

Koleksiyonculuk önce kişiyi, aile ve çevresini sonra toplumunu ve insanlığı geliştirip, zenginleştirir. Fakat ne yazık ki üzülerek söylüyorum Avrupa’da en az koleksiyon yapan ülkeyiz. Tabi bir de şu var koleksiyonerler sosyal insanlar olur. 6-7 kişiyle kurduğumuz kulüpte yer alan seksen insan istinasız her ay bir mekanda toplanır ve yemek yeriz. Davet ettiğimiz özel bir konuşmacı koleksiyonerliğe ilişkin birikimini paylaşır. İnsanlar günlük hayatın zorlukları içinde İstanbul’un uzak noktalarından bile kalkıp bir şeyler paylaşmak hevesiyle gelirler. Hemen herkes başka başka şeyler topladığı için kıskançlık ta olmuyor. En son bir araya gelişimizde benim Garbo topladığımı bilen bir arkadaşım bana bir Garbo pulu getirip “Şerif Bey sizde var mı?” diye sordu. “Var” deyince o zaman bende kalsın diyerek geri aldı.

 

Koleksiyonerliğin tabi sosyal bir sorumluluğu da var. Derginin sloganı “Geçmişin Değerlerini Geleceğe Taşıyanların Dergisi” yani yukardaki koleksiyonerlik ruhunun kendisi var burada. Örneğin bir efemerayı bir kağıt parçasını aldığımızda onun Seka’ya gidip yok olmasını önlemiş oluyoruz. Saklayıp koruyarak, başka bir yere gitmesine, bir araştırmacıya, başka koleksiyona, bir müzeye aktarılmasına vesile oluyoruz. Dolayısıyla maddi bir ürün ve birikim bırakarak topluma kültürel bir katkı sunmuş oluyoruz. Hatta hazır, çalışılmış pek çok koleksiyonda müzelere bağışlanabiliyor. Gücünüz varsa bir müze bile açabilirsiniz.

 

Bugüne kadar aralarında “İstanbul’un Yüz Koleksiyoneri” de olmak üzere 6-7 kitap yaptım en azından onlar kütüphanelere girerek kalıcı oluyor ve mutlaka geleceğe taşınıyorlar.

 

 “Koleksiyonu mümkün olduğu kadar çok ve her türlü ortamda göstererek yüz kişiden birine bile ulaşabilseniz, onu etkileyebilirseniz, bu bir başarıdır”.

 

 

Ali Gazi

Şerif Antepli, Filatelide İletişim sergisinden, 2011
1/33
Yves Montand ve Marilyn Monroe - pul & zarf koleksiyonundan
2/33
Walt Disney hatırasına İlk Gün zarfı
3/33
Şerif Antepli, Greta Garbo 92 Yıl Sonra Tekrar Pera Palace'ta sergi açılışı, 2016
4/33
Clark Gable ve Greta Garbo kartpostalı
5/33
Greta Garbo, Ladamokamelya film poster
6/33
Serif Antepli, Filatelide İletişim sergisinden, 2011
7/33
Casablanca, Filmlerde 2. Dünya Savaşı konulu pul serisinden
8/33
Akira Kurosava ve filmleri konulu pullar
9/33
Frankenstein filmi konulu İlk Gün zarfı
10/33
Alfred Hitchcock sunar - Pul & Zarf koleksiyonundan
11/33
Cate Blanchett - Pul & Zarf koleksiyonundan
12/33
Cleopatra - Pul & Zarf koleksiyonundan
13/33
La Dolce Vita - Pul & Zarf koleksiyonundan
14/33
Rita Hayworth - Pul & Zarf koleksiyonundan
15/33
The Seven, Marilyn Monroe - Pul & Zarf koleksiyonundan
16/33
West Side Story - Pul & Zarf koleksiyonundan
17/33
Der Blaue Engel, Mavi Melek filmi hatırasına basılan pul
18/33
Potemkin filmi anısına pul
19/33
Chopin film afişi
20/33
Baytekin film afişi
21/33
Leylaklar Açarken film afişi
22/33
Avare film afişi
23/33
Billie Dove ve Lewis Stone kartpostalı
24/33
Dennis King kartpostalı
25/33
Lilian Harvey kartpostalı
26/33
Gone With The Wind soundtrack plak kapağı
27/33
Gigi soundtrack plak kapağı
28/33
West Side Story soundtrack plak kapağı
29/33
A Man And A Women soundtrack plak kapağı
30/33
Catherine Deneuve telefon kartı
31/33
Jean Gabin telefon kartı
32/33
Rus kibrit etiketlerinde sinema
33/33