Select Language EN / TR
Mario Levi

Mario Levi

Yazar

Benim için önemli olan dolmakalemin hayata geçmesidir ve bir ‘hikayesinin’ olmasıdır.

26 Ocak 2016

Mario Levi günümüz Türk edebiyatının en önemli ve çok yönlü aktörlerinden. Aynı zamanda iletişim eğitmeni olan Levi radyoculuktan gazeteciliğe birçok farklı alanda çalıştı, romanlarıyla büyük başarılara imza attı. Türkiye’de azınlık olgusu üzerinden yakın geçmişe bakan, otobiyografik öğeler de içeren yapıtlarıyla tanıdığımız Levi’yle görece daha az bilinen uğraşı dolmakalem koleksiyonerliği üzerine konuştuk.

 

Dolmakalem merakınız nasıl başladı? Yazı tutkunuzu keşfettiğiniz dönemde mi yoksa daha önce mi?

 

Dolmakalem merakımın tam olarak ne zaman başladığını söylemem kolay değil; ama yazıya ne zaman başladığımı biliyorum. 1975-76 yıllarında, üniversitenin henüz ilk sınıfındayken başlamıştım. Sonra istediğim yazıları yazabilmek için çok uzun bir mücadele döneminden geçtim. Hala da istediklerimin ne kadarını yazabildim, bilmiyorum; ama en azından bu umudu taşımaya devam ediyorum. Dolmakalem hayatıma ortaokul değilse bile lise yıllarında girmişti. Yazmayı sevmiyor değildim. Galiba sistematik bir şekilde dolmakalemle yazmaya ve dolmakalemi tercih etmeye 1980’li yılların sonlarında başladım; belki de 1990’lı yılların başlarıydı. Örneğin ilk hikaye kitabım olan ‘Bir Şehre Gidememek’ dolmakalemle yazıldı. ‘Jacques Brel’ 1986 yılında yayınlandı ve farklı kalemlerle yazılmıştı; dolmakalem henüz girmemişti hayatıma. Ama onu takip eden yıllarda, mesela 1991’deki ‘Madam Floridis Dönmeyebilir’ olsun, 1992’deki ‘En Güzel Aşk Hikayemiz’ olsun, hepsi dolmakalemle yazıldı. Yazdıkça benim dolmakalem merakım artmaya başladı. Gerçek anlamda koleksiyonerliğe geçişim 1990’lı yılların ortalarıdır. Ondan sonra dolmakalem ve defterler hayatımın vazgeçilemez bir parçası oldu.

 

Hangi dolmakalemler ‘koleksiyonluk’ olur sizin için? Birinci el ve ikinci el kalemleri karşılaştırdığınızda hangisi daha cazip?

 

Tabii ki koleksiyonerlik mantığıyla baktığınızda ender ya da çok az kişide bulunabilir dolmakalemler bu mantığa uyar. Biz buna dolmakalemde çok az miktarda çıkan kalemler ya da ‘Limited Edition’ kalemler diyoruz. Kimileri 1000 tane, kimileri 1500-2000 tane çıkar ve bir daha çıkmaz. Bu kalemler ilerleyen yıllarda değer kazanır çünkü artık yenisi yoktur ve bazıları da kaybolmaya, yok olmaya yüz tutar. Sayısı azaldıkça değeri artar. Bu bütün koleksiyonlarda söz konusu olan bir mantıktır; pulda da kartpostalda da böyledir. Ama benim anlayışıma göre sadece bu yoktur; benim için önemli olan o dolmakalemin hayata geçmesidir ve bir hatırasının olmasıdır. Biraz yazarca bir deyişle bir ‘hikayesinin’ olmasıdır. Anlatılmaya değer bir tarafının olmasıdır. Örneğin ben eğer size “şu kalemle ‘İstanbul Bir Masaldı’, şu kalemle ‘En Güzel Aşk Hikayemiz’, şu kalemle ‘Bu Oyunda Gitmek Vardı’ kitaplarımı yazdım” dersem, o kalem o koleksiyonun değerli bir parçasıdır benim için. Üstelik dolmakalemle yazan çok az yazar kaldık. Artık yazarlar genelde doğrudan doğruya bilgisayarda yazmayı tercih ediyorlar. Ama ben hala bütün romanlarımı eskiler gibi defterlere ve dolmakalemle yazmaya devam ediyorum.

 

Artık yazarlar genelde doğrudan doğruya bilgisayarda yazmayı tercih ediyorlar. Ama ben hala bütün romanlarımı eskiler gibi defterlere ve dolmakalemle yazmaya devam ediyorum.

 

 

Dolmakalem koleksiyonu yapan bir kişinin birtakım aksesuarları da toplaması gerekiyor, mürekkep, okka, kılıf gibi. Bu konuda neler söyleyeceksiniz? Sanırım bir dolmakaleme bütün bir set halinde her zaman ulaşamıyoruz.

 

Aslında set dolmakalem fikri benim çok hoşuma gitmiyor. Eğer seti bir dolmakalem, bir tükenmezkalem, bir de rollerı, gerekirse aynı kutu içinde bir mürekkebi olan, albenisi çok, sunumu güzel olarak anlıyorsak, bu tür setlerden pek hazzettiğimi söyleyemem. Benim için önemli olan başlı başına dolmakalemin kendisidir. Söyledikleriniz doğru; birtakım aksesuarlar gerekir. Vazgeçilemez aksesuarlar vardır. Mesela bir dolmakalemin zaman zaman kutusu güzeldir. O kutuda durması gerekir o dolmakalemin, kutusuyla anlam kazanır. Çünkü iyi dolmakalemlerin çok iyi tasarımları da vardır. Bazen yanınızda birkaç dolmakalem olmasını isterseniz onların 3-4 dolmakalemi bir arada taşıyabileceğiniz kılıfları vardır, onlar önemlidir. Ama hepsinden vazgeçebilirim. Dolmakalemin hayata geçmesi için olmasa olmaz aksesuarı mürekkeptir. Mürekkep olmadan hiçbir dolmakalemi düşünemezsiniz. Benim için dolmakalemle olan ilişkim burada da anlam kazanıyor, çünkü farklı mürekkep renklerini tercih ediyorum. Bir de farklı mürekkep markaları var, onların da farklı tonları var. Mesela iyi bir Alman mürekkep markası olan Lamy’nin yeşili yine çok iyi bir Alman markası olan Graf von Faber-Castell’in yeşilinden farklıdır. Her ikisi de kendine göre güzeldir. Pelikan’ın yeşili de farklıdır. Neden yeşil diyorum? Çünkü ben kitaplarımı hep yeşil mürekkeple, arada sırada da sepya mürekkeple yazıyorum.

 

Koleksiyonunuzda kaç kalem var? Sizin için hangi markalar ön planda?

 

İnanın saymadım. Ama 50-60, belki de 100 civarındadır. Az önce size “dolmakalem hayata geçmezse bir anlam taşımaz” diyordum ya, ben tasarımlarını sevdiğim birçok kalemi koleksiyonumun bir köşesinde bulunduruyorum. Birçoğuyla yazdım. Bazıları ayrı bir yerde duruyor ve hala yazılmayı bekliyor. Ama galiba en vazgeçemediğim iki marka Cross ve Graf von Faber-Castell. Onlardan asla vazgeçemiyorum, çünkü iyi bir dolmakalem iyi bir tasarımın yanı sıra iyi de yazmalıdır. Bazı dolmakalemlerle çok yazdığınızda yazı arada sırada kesintiye uğrar. Oysa kâğıdın üzerinde akmalıdır, patinaj yapar gibi; buz üzerinde süzülen buz patencilerini düşünün. Size sorun çıkarmamalıdır. Bana hiç sorun çıkarmayan iki marka Cross ve Graf von Faber-Castell olduğu için onları hep kullandım. Romanlarım için vazgeçilmez kalemlerdir onlar.

 

Peki sizin için en değerli kalem?

 

Benim için en değerli kalem manevi değeri yüksek olan kalemdir. Dolayısıyla manevi açıdan değerli bir kalem, ki maddi açıdan çok değerli bir kalem değildir, Pelikan’ın oblik uç yani yatay uç dediğimiz bir kalemidir. Çünkü ‘İstanbul Bir Masaldı’ bu kalemle yazıldı. Yaklaşık yedi yılda yazdım bu kitabı. Kaç şişe yeşil mürekkep tükettiğimi bilmiyorum. Hatta birazcık da kırıktır o dolmakalem. Ama benim için en değerli dolmakalem odur.

 

Dolmakalem toplamak maliyetli bir uğraş mı? Nadir dolmakalemlere nasıl erişilir? Fuar ve müzayedelere gitmek mi ya da birtakım bağlantılar ve gruplara ulaşmak mı gerekiyor?

 

Böyle gruplar var. Müzayedeler de vardır şüphesiz, ama benim ilgimi çekmiyor doğrusu. Ben keşfe çıkarım; belirli ritüellerim vardır. Örneğin yurtdışına gittiğimde belirli şehirlerde gittiğim belirli dolmakalem mağazaları vardır; onlar beni zaten tanırlar. Giderim, eğer yeni bir model bütçeme de uygunsa alırım. Bazı dolmakalemlerin fiyatları hakikaten çok yüksektir. İyi bir dolmakalem koleksiyoneri olmak herkesin harcı değildir. İnanın abartmadan söylüyorum, bazı kalemler bir araba fiyatınadır. Çünkü sadece 200 tane çıkar ve fildişindendir örneğin. Çok özel kalemlerdir onlar. Ben bu kadar abartmaktan hoşlanmıyorum; bir kaleme altmış bin Euro vermek bana çok fazla geliyor. Üstelik böyle bir hırsım da yok. Zaman zaman pahalı olabilecek, zaman zaman da çok uygun fiyatlara alınabilecek kalemler vardır. Bir kalemi görürsünüz ve o anda sizi çarparsa çarpar; anlıktır bu. Mesela benim eskicilerden, bitpazarlarından aldığım kalemler vardır. Bazıları çalışır, bazıları da çalışmaz; önemli değil. O anda hoşuma gitmiştir. O anda benim elimin altında olması gerekir. Zaman zaman bakmak, düşünmek, hayal kurmak benim için yeterlidir. İkinci el kalemlerim de vardır, ilk el kalemleri her zaman tercih etmiş olmama rağmen. Ondan sonra hayalini kurarım bunun. Kulüpler veya ilişkiler derseniz, böyle bir kulüp üyeliğim yok ama muhabbetler vardır. Dolmakalem muhabbetleri vardır; bunlar çok güzeldir. İşte o zaman işin içine şu dolmakalem, bu dolmakalem muhabbetleri girer.

 

Bir kalemi görürsünüz ve o anda sizi çarparsa çarpar; anlıktır bu.

 

 

Türkiye'de sizin dışınızda öne çıkan dolmakalem koleksiyonerleri kimler?

 

Dedim ya size, dolmakalemle yazan artık çok az yazar kaldı diye. Türkiye’de bizim pirimiz, ustamız, üstadımız Doğan Hızlan’dır. Doğan Hızlan çok özel bir dolmakalem koleksiyoncusudur. Kendisine bana kızmayacağını bilerek takılacağım: ben onun kadar şanslı değilim. İlişkileri dolayısıyla. Tek söyleyebileceğim Doğan Hızlan’ın çok geniş bir koleksiyonu olduğu. Bir de kalem işini çok iyi biliyor. Kendisiyle Frankfurt’tayken birkaç kez kırtasiyecilere gidip birkaç saatimizi kalemlere ayırdığımızı hatırlıyorum. Bir de hiç şüphe yok ki bazı işadamları vardır; onları tanımıyorum. Ancak dolmakalemle yazmakta olan ve muhtemelen de çok güzel dolmakalemleri olanlar biliyorum. Mesela Enis Batur ve Orhan Pamuk dolmakalemle yazmaya devam ediyor. Tam olarak bilmiyorum ama Buket Uzuner de muhtemelen bir şekilde dolmakalemle yazmayı sürdürüyor, çünkü onunla Frankfurt’tayken dolmakalem dükkanlarına gidip dolmakalem almışlığımız vardır.

Mario Levi Mario Levi Mario Levi
Bana hiç sorun çıkarmayan iki marka Cross ve Graf von Faber-Castell romanlarım için vazgeçilmez kalemlerdir onlar.

Bazı kalemlerin kullanılmış ya da çalışmaz durumda olabildiğini söylediniz. Dolmakalem restorasyonu diye bir kavram var mı? Kalemlerinizi özel bir bakımdan geçiriyor musunuz? Özel bir çalışma ya da uzmanlık gerektiriyor mu?

 

Dolmakalemlerim arada sırada küçük kazalara uğramıyor değil. O konuda beni kurtaran Cross’un sahibi arkadaşım İzel Rozental’dir. İzel’i ararım, “abi, başım belada”, derim, dolmakalemi gönderirim, o gidip orada gerekli düzeltmeleri kendi atölyesindeki uzmanlarına, ustalarına yaptırır. Ama bunun dışında dolmakalem tamircileri vardır. Onların da sayısı bir hayli azalıyor. Ve bir iki tanesi şu anda Sirkeci’de, Büyük Postane yakınındaki Aşil Efendi yokuşundadır. Dükkanları küçük, seyyar dükkanlar gibidir. Hepsi o kadar da misafirperver değildir; bazıları biraz ters davranır. Ama birkaç güvenilir usta kaldı; onlara güvenerek bırakabilirsiniz dolmakalemlerinizi.

 

Mürekkep değiştirirken ne yapmak gerekir?

 

Çok zahmetli bir iştir. Özellikle ılık su kullanılmalıdır. Uç ılık suya tutulmalıdır ve birkaç işlemden geçmelidir. Kesinlikle sabun ya da deterjan kullanılmamalıdır. Çünkü yolları tıkar. Ucu ve pompası kısa süre tutulacaksa yarım bardak ılık suyun içine tek damla bulaşık deterjanı eklenebilir, ama yalnızca bir damla.

 

Bir kalemin ömrü en fazla ne kadardır?

 

Cross ömür boyu garanti verir. İyi bir kalemin yıllarca garantisi vardır.

 

Koleksiyonunuzu hiç sergilediniz mi ya da sergilemeyi düşündünüz mü? İleride bir müzeye bağışlamak gibi düşünceleriniz var mı?

 

Hayır, herhangi bir sergide göstermedim; göstermeye niyetim yok. Ama bağışlamaya gelince... İnsan bilemez tabii bir şeyden vazgeçip vazgeçemeyeceğini. Ben şu andaki ruh halimle konuşuyorum. Dolmakalemlerimden kolay kolay vazgeçemeyeceğimi düşünüyorum. Ama ileride bağışlar mıyım, onu bilmiyorum. Belki bir gün birileri, ben artık bu dünyada yokken benim için küçük çapta, mütevazı bir müze düşünürse o zaman o dolmakalemler galiba o müzenin değerli parçaları olacaktır. Benden sonra bu dünyada kalacak olanlar var; eşim var, üç kızım var. Onlar ilgi duyup bunları tutmak isterlerse tutarlar. Yoksa değer verecek bir kuruma bağışlanabilir tabii.

 

İnanın abartmadan söylüyorum, bazı kalemler bir araba fiyatınadır. Çünkü sadece 200 tane çıkar ve fildişindendir örneğin. Çok özel kalemlerdir onlar. Ben bu kadar abartmaktan hoşlanmıyorum, bir kaleme altmış bin Euro vermek bana çok fazla geliyor.

 

 

Başka koleksiyonunu yaptığınız, ilginizi çeken objeler var mı? Plak da topluyorsunuz sanırım?

 

Yine mütevazı ölçülerde, bütçemizin ve gücümüzün el verdiği ölçüde bir resim koleksiyonu yapmaya çalışıyorum. Plak deseniz, plak ve cd, müzik benim hayatımda çok önemli bir yer tuttuğu için yine mütevazı denebilecek bir koleksiyonum var. Bu plaklar da aşağı yukarı benim yazıya başladığım yıllarla yaşıttır, hatta biraz daha öncesine, lise yıllarıma dayanır. Zaten biliyorsunuz, o zamanlar bir plak bir de kaset vardı. Bir de şerit şeklinde büyük bantların olduğu teypler vardı. Bugünkü gibi cd yoktu; o teknoloji çok sonra geldi, hele mp3 teknolojisi çok sonradan geldi. Bu plaklar benim koleksiyon yaptığım günlerde çok zor bulunurdu. Hatta Türkiye’de hiç yoktu. Ya yurtdışına gitme imkanı bulduğumda alırdım ya da yurtdışına gidenlerden bin bir ricayla getirtirdim. Büyük bir tutkuyla oluşturuldu bu koleksiyon. Artık kolay kolay da bulunamayacak bazı plaklarım var; Fransız chanson’undaki bazı plaklar Fransa’da bile zor bulunur artık. Bu bana müthiş bir keyif veriyor. Yine aynı mantık geçerli burada; yaşanmışlık önemli. Yani sahip olmak ve bir köşede tutmak değil. “Bende bu da var”, demek değil. Öyle olunca koleksiyonun benim için hiçbir anlamı yok. Mesela bir resim; o resimle bir bağ kuruyorsunuz. O resme bakıyorsunuz; o resimle bir ‘muhabbet’ ediyorsunuz. O muhabbet olmazsa zaten o resmin duvarınızda bulunmasının hiçbir anlamı yok. Öteki bir çeşit güç gösterisine dönüşür, “bende bu da var” demek için. Ben hiç böyle bakmıyorum koleksiyonlara.

 

Dolmakaleme ilgi duyan ve koleksiyon yapmak isteyenlere nasıl araştırma yapmalarını önerirsiniz?

 

Nasıl isterlerse. Her şeyden önce dolmakalemle yazmayı sevmeleri lazım. Eğer dolmakalemle yazma sevgisi taşımıyorlarsa bu işe hiç girmesinler; bu bir sevgi işi. Çünkü kolay değil. Şimdi bir roller ya da tükenmezkalem alıyorsunuz, bitince atıyorsunuz. Bu öyle bir şey değil. Burada 8-10 sayfa yazdıktan sonra mürekkebi tekrar doldurma faslı başlar. Doldurduktan sonra ucunu sil faslı vardır. Bunların hepsi keyif verir. Bunlar yoksa bu işe girişilmesin. Bu yüzden başlamak isteyenlere derim ki işe mütevazı birkaç dolmakalem alarak başlasınlar. Ayrıca artık çok iyi kırtasiyecilerimiz var. Oralarda çok iyi kalemler var. Bütçeleri daha el verdiğinde o kalemlerle bir üst sınıfa geçebilirler. Zaten o zevki alırlarsa benim yaptığım gibi birçok dolmakalemin peşine düşerler. Mesela başkalarında hangi dolmakalemlerin olduğunu görmeye, bir benzerini edinmeye çalışırlar. Bitpazarlarını, tezgahları gezmeye başlarlar. Kadıköy’de, çarşının hemen üstünde Pazar günleri öyle birçok meraklı vardır; daktilo satarlar, dolmakalem satarlar. Eskidir ama bir yaşanmışlık vardır. Beklemediğiniz bir anda çok güzel dolmakalemlerle karşı karşıya kalabilirsiniz.

 

Röportaj: İpek Yeğinsü, Güliz Özbek Collini

Mario Levi defter ve kalemiyle
1/8
Mario Levi'nin kalem koleksiyonundan bir seçki
2/8
Frankfurt'tan sokak satıcısından alınmış el yapımı kalem
3/8
Kalem, mürekkep ve kutudan oluşan set örneği
4/8
Mario Levi yazarken
5/8
Mario Levi'nin özel kalemleri
6/8
Mario Levi'nin özel kalem koleksiyonundan seçkiler
7/8
Mario Levi resim koleksiyonundan tablolar ile
8/8