Select Language EN / TR
Ahu Has

Ahu Has

Rezan Has Müzesi Kurucusu

Elbette sevmeden olmaz, başlanmaz ama sabırlı olmak birinci şart!

10 Haziran 2016

Rezan Has Müzesi adeta tutkunun kurumsallaşmış hali ve kurucusu Ahu Has müzeyle özdeşleşmiş bir isim. Arkeolojik eserlerden Modern ve Çağdaş eserlere dek sanatın geniş skalasında profesyonel anlamda koleksiyonerlik deneyimi olan birisi. Kişisel tutkusu olan koleksiyonerliğini, örnek bir kurumla taçlandırmış ama halen aynı samimiyetle sürdürebilen Ahu Has’la uzun soluklu hikayesine dair konuşma fırsatı bulduk.

 

Koleksiyonerliğe olan ilginiz nasıl başladı?

 

Sanata her zaman ilgim vardı. İngiliz Dili ve Edebiyatı okudum Bilkent Üniversitesi’nde; o sıralarda kendi bölümüm dışında Sanat Tarihi dersleri aldım ve 2000’lerin başında şahsi olarak arkeolojik eserler toplamaya başladım. Ayasofya Müzesi’ne kayıt oldum.

 

Kişisel olarak arkeolojik eserlerde pişmiş toprak ve cam eser çok seviyordum ve bu doğrultuda bir koleksiyon oluşturmaya başladım. Daha sonra müze kurma fırsatı bulunca kendi koleksiyonumu dondurdum ve Rezan Has Müzesi için koleksiyon yapmaya başladım.

 

Rezan Has Müzesi 2007 yılında kuruldu. Seneye 10. yıldönümümüz; bu 10 yılda iddialı bir koleksiyon oluşturduk diyebilirim. Kişisel ilgi alanım olan arkeoloji bu mekana, Kadir Has Üniversitesi ve Rezan Has Müzesi’ne çok yakıştı.

 

“Ahu & Can Has Koleksiyonu” hakkında bilgi verir misiniz? Ne tür eserler, dönemler ve sanatçılarla ilgileniyorsunuz?

 

Ahu & Can Has Koleksiyonu bir Türk Resmi koleksiyonudur. 2009 yılında “Türk Resim Sanatı’nın Bir Asırlık Öyküsü II” adıyla Rezan Has Müzesi’nde sergilemiş ve kitabını da yapmıştık. Çok keyifli bir çalışmaydı... Resim sanatının hala lokomotif olduğunu düşünüyorum tüm sanat dalları arasında.

 

Ben eski Türk ressamlarını çok seviyorum. İzzet Ziya, İbrahim Çallı, Halil Paşa, Nazmi Ziya en tutkun olduğum sanatçılardan bazıları. Fahrünissa Zeid'in portrelerinin ise yeri benim için bambaşkadır.

 

Çağdaşı anlamaya çalışıyorum, olabildiğince çok gezip görmek ve okumak peşindeyim. Son zamanlarda uluslararası sanat festivallerinden ve yurtdışındaki galerilerden modern sanat eserleri toplamaya başladık. Fotoğraf da çok ilgi duyduğum başka bir medya.

 

Bence temel ihtiyaç ve çevremize gerekli desteklerden sonra parayı harcamanın en isabetli ve zevkli kısmı: seyahat etmek ve sanat toplamak. Parayı nasıl kazandığınız kadar nasıl harcadığınız da önemli. Biz böyle değerlendiriyor ve galiba en çok sanata yatırım yapıyoruz.
Ahu Has Ahu Has Ahu Has
Anadolu'nun kendine özgü kültürleri dünyada da bilinmediği için birikimlerimi yayınlamayı ve dolayısıyla tanıtmayı amaçlıyorum.

Koleksiyonunuzun belirgin bir kimliği var mı? Bilinçli alımlarla yaratılan bir kimlik mi bu?

 

Mutlaka! Tabiki özellikle Can Bey’in gözü bu konuda çok iyi ve benim de gözüm artık yirmi seneden sonra fena değil. Çok gezer, çok dolaşır, araştırırız. Her sanatçıyla ilgili kitaplarımız var ve yayınları da takip ediyoruz. Göz terbiyesi dediğim bir tür tecrübe oluştu haliyle. İlk şart çok sevmekse, ikincisi de eserin size bir şey demesi lazım; artık o noktaya geldik. Örneğin bir Nazmi Ziya’mız olsun diye bir Nazmi Ziya’mız olmuyor artık. Sanatçının elimize geçebilecek en güzel eseri olsun istiyoruz. Güzel kavramı kişiden kişiye değişse de bizim Can Bey’le bu konuda ortak bir “güzel” anlayışımız var ve bu da zaman içerisinde oluştu. Çok az fikir ayrılığına düşüyoruz ve aynı şeylere refleks veriyoruz.

 

Koleksiyonerlik sizin için ne ifade ediyor?

 

Sevdiğimiz eserleri toplamanın dışında, paylaşma kısmı da başka bir adım. Bunu daha sonra belki biraz da müze sayesinde öğrendik. Çok sevdiğim bir eserin benim olması ve istediğim her an onu görebilme hissi bence çok özel bir keyif.

 

Bence temel ihtiyaç ve çevremize gerekli desteklerden sonra parayı harcamanın en isabetli ve zevkli kısmı: bir, seyahat etmek; iki, sanat toplamak. Parayı nasıl kazandığınız kadar nasıl harcadığınız da önemli. Biz böyle değerlendiriyor ve galiba en çok sanata yatırım yapıyoruz.

 

Son bir iki yıldır Alev Ebuzziya çanakları toplamaya başladım. İnşallah devamı gelecek ve o da bir koleksiyon olacak. Can Bey de çok beğeniyor.

 

Doğum günümdü ve ne yapalım diye düşünürken dedim ki “bir Ebuzziya’mız olsun". Özellikle istediğim bir eseri için bir sene bekledim ama sonunda buldum şansıma. Demek istediğim yeni bir koleksiyona başlamış olmak çok büyük bir heyecan. Yine örneğin, Amerika’da Fahrünissa Zeid’in bir eserini bulduk. Böyle keşifler, aramalar, peşine düşmeler… Çok heyecan verici ve keyifli muhakkak.

 

Sanatla iç içe yaşamak çocuklarım için de oldukça keyifli ve öğretici. Üç çocuğumuz var ve onların bu ortamda görerek, öğrenerek, anlamaya çalışarak büyüyor olmaları büyük şans. Küçük yaşlardan itibaren bizle müze ve galeri gezmeye alıştıkları için de şimdilerde kendi kendilerine istedikleri ve keyif aldıkları aktiviteler bunlar oldu.

 

Koleksiyonerlik vizyonunuz hakkında neler söylersiniz? Tutku nasıl bilgiyle besleniyor?

 

Elbette bir eseri sadece önemli bir imza veya sadece güzel olduğu için almıyorsunuz. Belki duymuşsunuzdur - bir küçük anekdot paylaşayım - Mahmut Cüda’nın “Sara” adlı tablosu benim koleksiyonumuzda en sevdiğim parçalardandır. Müze’de koleksiyon sergimiz esnasında Mahmut Cüda’nın yakın akrabaları ile tanıştık. Bizlere birçok keyifli hikayeler anlattılar. “Sara” adlı eserde sanatçının çizdiği kadının ilk resmedilmiş halinin nü olduğunu, sonra bir gece Güzel Sanatlar Fakültesi’nin verdiği bir baloda eşiyle tanıştığında, eşinin üzerinde o akşam, şimdi tabloda Sara'nın üzerinde gördüğümüz turuncu – kırmızı elbise olduğunu söylediler. Mahmut Cüda sonra o elbisenin aynısını çıplak Sara’nın üzerine giydiriyor. Sevdiğiniz bir eserin bizzat hikayesini duymak hele bir de ailesinden dinlemek, biraz daha bağlanmanıza sebep oluyor esere. Yalnızca duvarda bir obje değil de, yaşanmış, bir hikayesi olan, yaşantılarla kıymetlenmiş eserler.

 

Yapılan alımlar, eserlerin korunması, sergiler aracılığıyla paylaşılması, kişisel ve de toplumsal bağlamlarının ortaya çıkartılması gibi konularda nasıl hareket ediyorsunuz? Koleksiyonunuzu oluştururken nelere dikkat ediyorsunuz?

 

Resim bazında, eser aldığımız adresler zaten belli. Türkiye’de çok sınırlı sayıdalar ve onlar gerekli araştırmayı önceden yapmış oluyor. O yüzden içimiz genelde rahat.

 

Ama istisnalarda oluyor tabiki. Bir seferinde bir Ayvazovski beğenmiştik ve orijinal olup olmadığına burada karar verilemedi. Biz de yurtdışından uzmanlarla görüşerek ilerlemeye karar verdik. Sonuçta orijinal olmadığına kanaat getiren uzmanları dinleyip eseri koleksiyonumuza katmadık.

 

Eserlerin korunması konusu eser muhteviyatına göre değişiyor elbette. Kültür varlıklarını koruma ve restorasyon yüksek lisansı yapmış bir sanatsever ve koleksiyoner olmanın dışında, bir de müzeci olmak çok özenli bir gözle bakmamı şart koşuyor koruma konusuna.

 

Sergiler muhakkak en öne çıkan aktiviteleri müzelerin. Rezan Has Müzesi’nin en az sergi kadar özendiği ilgili yayınlarının takipçisi çok. Sergiler çeşitli nedenlerle süreli olsa da yayınlar her zaman elinizin altında olacaktır.

 

Kendi koleksiyonumuz hakkında da bir sergi ve kapsamlı, iyi çalışılmış bir yayın hazırladık. Türkiye'nin önemli bilirkişileri ve koleksiyonerler bize destek oldular ve yazıları ile zenginleştirdiler bu içeriği.

 

Geniş bir koleksiyonun yönetilmesi hakkında tüyolar paylaşır mısınız?

 

Her şeyden önce iyi bir arşive sahip olmak çok önemli. Ahu-Can Has Koleksiyonu sergisine ait katalog yayımlanırken son derece profesyonel çalıştık. Ölçümler yapıldı, eserlerin kondisyonları değerlendirildi ve gerekli konservasyon çalışmaları yapıldı; ardından fotoğraflandı, bütün bilgiler toplandı ve her tablo üzerine uzmanların tiziz çalışması sonucunda makaleler yazıldı. Müzeci kimliğim nedeni ile de bu konuda çok hassas davrandım ve çok iyi isimlerle çalıştım.

Müzemiz, açıldığı günden bu yana özel koleksiyon sergilerine ev sahipliği yaptı; kapalı kapıların arkasından çıkartarak toplumla buluşturduğumuz her koleksiyon, sergisi ve kitabıyla kalıcılığı sağlama ve geçmişin değerleriyle geleceği buluşturma görevini üstlendi.

 

 

Bir de İstanbul’un kimliğiyle iç içe geçen “Rezan Has Müzesi” var. Başta aile koleksiyonu olarak başlayıp bugün Rezan Has Müzesi ve Kadir Has Üniversitesi özelinde kurumsal bir kimliğe kavuşmuş büyük bir yapıdan bahsediyoruz. Kurumsallaşma sürecinin içinde miydiniz?

 

Tabiki içinde olmaz mıyım? Rahmetli Kadir Has ile beraber kurduk bu hayali. Her anında ve her alanındaydım kuruluşun, Kadir Bey hayatımda tanıdığım en özel insanlardan biriydi. Vizyonu çok geniş, ileri görüşlü, müthiş bir girişimci ve liderdi hakikaten.

 

Üniversite’nin Mimarlık ve Tasarım Fakültesi binasının restorasyonu sırasında, temel katında önceleri hamam kalıntısı sandığımız 17.yy’a tarihlenen bir binanın tarihi temel kalıntıları çıkmıştı. Yeni bitirilen restorasyon master planına göre orası bina temeli olarak tanımlandı. Ayrıca 11. yy’a tarihlenen bir Bizans su sarnıcımız var.

 

Kadir Bey’le bir gün bu boş salonu gezerken ne yapabileceğimizi düşünüyorduk ve “müze yapalım” fikri oluştu. Zaten Üniversite’nin içinde yer aldığı Tarihi Cibali Tütün ve Sigara Fabrikası, 2005’te Avrupa Birliği tarafından en iyi restore edilmiş bina ödülüne layık görüldü. Kadir Has Üniversitesi Kültür Varlıklarını Koruma ve Restorasyon Bölümü Master Programı başında yer alan Sayın Mehmet Alper’in gerçekten çok başarılı bir restorasyonuydu. Onunla burada birebir çalıştık. Mekan, Kadir Bey’le bize adeta “beni müze yap” diye dile geldi. Ona sözümüz vardı zaten; fakat ne yazık ki açılışını göremedi.

 

Ardından nasıl bir koleksiyon oluşturmamız gerektiğini düşünmeye başladık. Müzemiz açıldığı günden bu yana özel koleksiyon sergilerine ev sahipliği yaptı; kapalı kapıların arkasından çıkartarak toplumla buluşturduğumuz her koleksiyon, sergisi ve kitabıyla kalıcılığı sağlama ve geçmişin değerleriyle geleceği buluşturma görevini üstlendi. Bu çerçevede, koleksiyonumuzu arkeolojik eser üzerine oluşturmaya karar verdik. Bu kararı almamızdaki en önemli nedenlerden biri de bir üniversite müzesi olmamız ve kültürel değerlerimizi gelecek nesillere aktarma yükümlülüğümüzün bilinciydi.

 

Müze koleksiyonları ne gibi zenginlikler barındırıyor?

 

Geçtiğimiz on senede muazzam bir koleksiyon sahibi olduk; gerçekten dinamik bir yapıya sahibiz. Bizim aklımızda hep Anadolu kültürünü tanıtmak ve anlatmak vardı. Koleksiyonumuzu oluşturmaya başlarken bir konu üzerinde uzmanlaşalım istedik. Anadolu’ya özgü bir uygarlık olan Urartu Medeniyeti üzerine çalışmaya başladık ve koleksiyonumuzun büyük bir kısmını kapsayan “Urartu Dönemi Takı Koleksiyonu” sergimizi 2014 yılında sanatseverlerle buluşturduk. Halen devam eden bu sergi 31 Aralık 2016 tarihine dek görülebilir.

 

Türkiye’de bir arada görme şansını sadece burada bulabileceğiniz 74 adet kemer ile 1000’i geçen eserden oluşan koleksiyonumuz müzemiz uzmanlarınca çalışıldı; restorasyon ve konservasyon çalışmaları yine burada kurduğumuz laboratuvarda gerçekleştirildi. 2012 yılında Urartu Takı Koleksiyonumuz, Bank of America (BOA) ve Merrill Lynch’in katkılarıyla Sanatı Koruma Projesi dahilinde koruma altına alındı. Türkiye’deki pek çok müze ile görüşen Bank of America yetkilileri, uzun değerlendirmeler sonucunda, proje kapsamında Rezan Has Müzesi’nin “Urartu Takıları” koleksiyonunun restorasyon ve konservasyon çalışmalarını proje kapsamına aldı ve bizleri onurlandırdı. Şimdi ise yine BOA işbirliğiyle koleksiyonun Amerika’da sanatseverlerle buluşması için görüşmelerimiz devam ediyor.

 

Urartu dönemi eserlerinin dışında koleksiyonumuzda Neolitik dönemden Selçuklu dönemine kadar uzanan oldukça geniş bir zaman aralığına ait eserler yer alıyor. Arkeolojik koleksiyonumuzun yanı sıra Cibali Tütün Fabrikası’na ait belge, obje ve makinaları bünyemize katarak koleksiyonumuzu zenginleştirdik.

 

Rezan Has Müzesi kurum olarak müzeciliğe nasıl yaklaşıyor?

 

“Müze” olmanın bilinci ve Kadir Has Üniversitesi ile olan organik bağı sayesinde özellikle akademik çalışmalara önem veren bir üniversite müzesi olması bakımından oldukça önemli. 2007 yılından bu yana aktif müzecilik anlayışı doğrultusunda özgün sergiler ve kültürel etkinlikler düzenliyoruz. Bizi diğer müzelerden ayıran en önemli özelliğimizin de bu olduğunu düşünüyorum. Hazır paket sergiler yerine (ki onların da çok iyi ve faydalı olduğunu yadsıyamam) başından sonuna, isminden içeriğine her aşamasını kendimizin oluşturduğu özgün işler yapmaya gayret gösteriyoruz. Bu noktada, Müze’nin gurur duyduğum en büyük özelliği bize ait, bu topraklara ait bir şeyleri hatırlatması ve temsil etmesidir. Tüm çeşitliliğiyle bize ait kültürlere sahip çıkabilmek ve farkındalık yaratabilmek çok önemli.

 

Bir diğer olmazsa olmazımız ise yayınlar - sergi kadar önemliler bizim için. Doğru ekiple doğru yayın yapmanın katkısına inanıyoruz. İlgili sergi konusunda yazarından editörüne, Türkiye ve dünyadan alanında uzman isimlerden oluşturduğumuz bir danışma kurulu çalışıyor, çünkü sergiler gelip geçiyor ve yayın kalıyor geriye. Öğrencilerimizin ve gençlerin bilimsel bir bakış açısıyla eğitilmesini çok önemsiyoruz.

 

Müze’nin geçmişten bugüne önemli etkinliklerinden bahseder misiniz? Ayrıca sırada neler var?

 

Konumumuz gereği inanılmaz zenginliğiyle eski İstanbul ve Haliç özel ilgi duyduğumuz bir alan. 2008 yılında bölgenin belki de unutulmuş değerini tekrar hatırlatmak ve “Haliç” ile bağlarımızı kuvvetlendirmek, bir anlamda O’na sahip çıkmak adına Türk Resim Sanatı Ustaları’nın “Haliç”i kendi özgün yorumları ile ölümsüz eserlere dönüştürdükleri bir sergi hazırladık. Günümüz çağdaş resim ustalarının dünyanın en eski yerleşim merkezlerinden biri olan “Haliç”i kendi tarzlarında yorumlamalarını istedik. Adnan Çoker, Ergin İnan, Devrim Erbil, Bedri Baykam, Ömer Uluç gibi sanat dünyasında iz bırakan sanatçılar bizi bu projede yalnız bırakmadı. Bir başka Haliç konulu sergimiz ise “Haliç’e On beş Kapı” isimli sergiydi. Burada ise birçok gezginin, ressamın, edebiyatçının çalışmalarına konu olan Haliç ve surlarla çevrili kıyılarında yer alan sur kapılarından artakalanları anlattık.

 

2011 yılında, Cibali Sigara ve Tütün Fabrikası koleksiyonumuzda yer alan eserler ve çeşitli kurum ve kuruluşların da işbirliğiyle “Ateş Pervaneleri: Tulumbacılar” isimli önemli bir sergi açtık. Gerçekten müthişti! Her defasında küllerinden yeniden doğmayı başaran İstanbul kentinin kahramanlarını konu aldık.

 

Kuruluşumuzdan bu yana fotoğraf sergilerine özel bir yer verdik. Bundaki temel neden fotoğraf sanatının bir tarih okuması niteliğinin yanı sıra belgelemeyi sanatsal bir şölene dönüştürmesiydi. “Derme-Çatma Haliç”, “Işıyan Sabahlara Doğru Afganistan”, “Hasankeyf’i Bilir misin?”, “Sualtına Işık Tutanlar 1952-2012” gibi sergilerimiz oldu. Son olarak Naz Köktentürk’le “Küstüm Oynamıyorum: Tarlabaşı Son Demler” isimli fotoğraf sergisini düzenledik.

 

Gerçekleştirdiğimiz bir diğer özgün ve ses getiren etkinliğimiz kullanılmayan dillere kapı aralayan “Kayıp Dillerin Fısıldadıkları” oldu. Yazının resim olarak doğuşundan bugüne kadarki serüveninin gözler önüne serildiği, yazının ve dilin toplumlar üzerindeki etkisinin anlatıldığı “Kayıp Dillerin Fısıldadıkları” sergisini ilk kez 2010 yılında yapmıştık. Yoğun ilgi nedeniyle daha kapsamlı bir şekilde 2014 yılında ikincisi organize edildi.

 

Tüm bu yerel sergilerin dışında elbette yurtdışından sanatçılarla da gerçekleştirdiğimiz projeler oldu. İlk aklıma gelen, ofisimde de dört tane yağlıboya tablosu olan, 2013 tarihli Richard Smeets’in “Yüzleşmeler: Birey ve Hayat” sergisi. Kendisi Hollandalı, çok yönlü, interdisipliner, heykel ve müzikle de ilgilenen bir sanatçı. Biz çok iyi dost olduk.

 

Seneye Rezan Has Müzesi’nin 10. kuruluş yıldönümü. İsmiyle, duruşuyla, detaycılığıyla, küçük ama emin adımlarla ilerlemesiyle sanki bir “dişi” müzeyiz. Bunda benim de etkim vardır tabi. Dolayısıyla 10. yılımızda “kadın” teması üzerine yoğunlaşacağız. Koleksiyonumuzda yer alan “İdol ve Figürinler” üzerine bir sergi çalışması için yoğun bir tempoda hazırlıklara başladık. Aynı zamanda kadın ressamlar konulu Türk Resim Sanatı serisinin üçüncüsünü gerçekleştireceğiz. Çağdaş Türk Kadını ve resim sanatının dönüm noktalarını temel alan projede kadın ressamların eserleri yer alacak. “Öncü kadınlar” konulu paneller, yuvarlak masa sohbetleri, sempozyumlar ile oldukça renkli ve yoğun bir yıl bizi bekliyor.

 

Müze koleksiyonuna alımları nasıl gerçekleştiriyorsunuz?

 

Tarihi eserler söz konusu olduğunda, çağdaş bir sanat eserini koleksiyonunuza katmaktan farklı bir prosedür işliyor. Müzeye arkeolojik herhangi bir eser kazandırmadan önce uzmanlarımız inceliyor, araştırıyor ve ardından karar veriyoruz. Arkeoloji müzeleri ile çok iyi bir ilişkimiz var. Bağlı olduğumuz İstanbul Arkeoloji Müzeleri onay verdikten hemen sonra eserin kaydı gerçekleştiriliyor. Ancak tüm bunlardan sonra yapıt sergilenebiliyor.

 

Müze’den bağımsız olarak tabi koleksiyonerlik belgemiz var. Eserler ise bazen toplamaktan vazgeçen ve elden çıkartmak isteyen koleksiyonerlerden gelebiliyor. Bağış yapan oluyor. Ama müzayedelerden hiç eser almadık.

 

Koleksiyondan müzeye giden bir çizgiden bahsedebilirsek, Ahu&Can Has Koleksiyonu’nun geleceği için planlarınız nelerdir?

 

Şimdilik eserlerimizi Türkiye’de gerçekleşen çeşitli sergiler için ara sıra talep geldiği takdirde değerlendirip, güvendiğimiz yerler olursa da sorgulamadan sanatseverlerle paylaşıyoruz. Arkeolojik eserler dışında Rezan Has Müzesi’ne kayıtlı Türk Çağdaş Resim eserlerimiz de var. Rektörümüz Mustafa Aydın çok meraklı, Hasan Bülent Kahraman’ın da çok büyük desteği var bize.

 

Genç bir koleksiyonere neler tavsiye edersiniz?

 

Çok uzun soluklu ve keyifli bir iş.

 

Bütçeniz ne olursa olsun kısa sürede gerçekleşmeyecek bir tutku bu.

 

Bir şeyler toplanıyor ama zaman geçtikçe seçiciliğiniz artıyor ve daha detaylı bakıyorsunuz her şeye.

 

Elbette sevmeden olmaz, başlanmaz; ama sabırlı olmak birinci şart.

 

Son olarak neler eklersiniz?

 

Arkeolojik eser başka bir alan. Buradaki koleksiyonu10 senede topladık. Akademisyenler, bilim insanları, sanatçılar buraya geliyorlar ve heyecanlarını gösteriyorlar. Hatta “dokunabilir miyim?” diye soran kimseler oluyor. Tüm bunlardan anladığım şu ki; bu güzel bir serüven, bir sinerji yaratıyoruz. Daha yolun başındayız. Sanatın, sanatçının, bilimin ve kültürel varlıklarımızın değerinin anlaşılması, korunması ve yaşatılması için daha çok çalışmamız gerekiyor. Bizler de emin adımlarla hedeflerimiz doğrultusunda çalışmaya var gücümüzle devam edeceğiz.

 

Röportaj: Ali Gazi

Ahu Has, Portre, Müze
1/14
Ahu Has, Portre, Müze Kitaplığı
2/14
Rezan Has Müzesi Urartu Takıları Sergisi Genel Görünüm
3/14
Rezan Has Müzesi Urartu Takıları Sergisi Genel Görünüm
4/14
Rezan Has Müzesi Urartu Takıları Sergisi Genel Görünüm
5/14
Altın kaplama bazıbent
6/14
Aslan figürlü boyunluk
7/14
Bronz, üçgen gövdeli fibulalar
8/14
Çivi yazısıyla Rezan Has Müzesi
9/14
Kemer Parçaları
10/14
Pazıbent
11/14
Restore edilmiş Urartu kemerleri
12/14
Sarkaçlı küpeler, MÖ 8-7. yy.
13/14
Taş Kolye Uçları
14/14