Select Language EN / TR
Ayşe Ataman

Ayşe Ataman

Ataman Klasik Otomobil Müzesi Sahibi

Klasik otomobil koleksiyonculuğu tutku ve heyecan kadar sabır ve emek de isteyen bir uğraş.

03 Aralık 2015

Klasik otomobil koleksiyonculuğu tutku ve heyecan kadar sabır ve emek de isteyen bir uğraş. Türkiye’de bu alanın en önemli isimlerinden Ayşe Ataman da tam anlamıyla “işin içinde”, ralli şampiyonlukları ve dernek çalışmalarıyla göz kamaştıran bir klasik araba sevdalısı. Koleksiyon 2000 yılında şu anki evine yerleşmiş ve müzeleşmiş. Ataman Klasik Otomobil Müzesi’nde 1920’lerden 1980’lere kadar üretilmiş otomobiller ve motosikletler, benzin pompalarından müzik kutularına uzanan birçok dönemsel obje ile bir arada sergileniyor. Yaşayan, dinamik bir müze olma hedefi ile yola çıkılmış ve müze birbirinden farklı etkinliklere ev sahipliği yapıyor. Ataman ile klasik araba koleksiyonculuğu ve müzesi üzerine çok keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik.

 

Klasik arabalara merakınız nasıl oluştu? Koleksiyonculuk aşamasına nasıl geldiniz?

 

Aslında doğduğumdan beri bir şeyler biriktiriyorum. Örneğin çocukken barbieleri çok seviyordum ve ciddi bir barbie koleksiyonum var. Tabaka koleksiyonu yapıyorum, sigara içmediğim halde. Biz ailecek biriktirmeyi severiz. Ama arabalara merakım her zaman vardı. Lise, üniversite yıllarımda takip ederdim, severdim. Üniversiteden mezun olup Türkiye’ye döndüğümde mezuniyet hediyesi olarak babam bana çok döküntü bir araba armağan etti: 1939 model bir Mercedes. İkimiz de bu konuda bir şeyler yapmak istiyorduk, vesile oldu. Bu arabayı toplamaya başladım ve bu konudaki bilgim otomobil toplayarak ilerledi. İlk 4-5 yılım sanayide geçti.

 

“Toplamak” derken tam olarak neyi kastediyorsunuz?

 

Normalde bu arabalar müzede gördüğünüz durumda değiller. Epeyce restorasyondan geçiyorlar ve bu süreç “toplamak” olarak anılıyor. Araç olduğu gibi sökülüyor, her bir parçası tamir ediliyor ve arabayı tekrar topluyorsunuz.

 

Benim meraklı olduklarım daha çok 70’lerden Corvette, Thunderbird ve Mustangler. İnsan çocukluğundan ne hatırlıyorsa hep ona dönmek istiyor. Bazen döneminize ait olmasa da 13-14 yaşındayken önünüzden bir araba geçiyor ve aklınızda yer ediniyor. Ne yapıp edip onu almaya çalışıyorsunuz.
Ayşe Ataman Ayşe Ataman Ayşe Ataman
1990’da kendimiz gibi meraklılarla birlikte Türkiye’nin ilk klasik otomobil kulübünü kurduk. Hatta şimdi dernekleşti.

Koleksiyonunuza ilk giren arabayı anlattınız. Peki, en son giren hangisi?

 

En son restorasyonu süren projelerimizden söz edebilirim. Aşağıda bir mekanik dairemiz var ve orada toplama süreci devam eden 51 model bir Chevrolet var. Bazı araçların restorasyonu 6 ayda bitiyor, bazılarınınki ise 5 senede. Bahçede bir Trabant’ımız var. Onu müzeye kazandırmak istiyoruz. Eksik parçaları dışarıdan getiriyoruz. Bazı parçaları burada elden geçiriyoruz; örneğin krom parçaları yeniden krom kaplatıyoruz. Döşemeler yenileniyor.

 

Burada gördüğümüz araçların hepsi kontağı çevirdiğimizde çalışacak durumda mı?

 

Umarım. Bizim işimiz resim, heykel toplamak gibi değil. Bu arabalara bakmak, onları çalıştırmak gerekiyor. Bu açıdan arabaların müzede sürekli durması iyi bir şey değil. Gerçi bir mekanik ekibimiz var ve belli aralıklarla otomobilleri turdan geçirip aşağıya alıyoruz. Onları canlı tutmak önemli; yoksa araba kendini salıverir.

 

Tarihi korumak başlı başına bir mücadele de diyebiliriz.

 

Sokağa çıktığımızda bu araçlardan hangisine rastlayabiliriz? Bu arabalar tüm dünyada yavaş yavaş azalıyor ve yok oluyor. Avrupa’da sokağa çıkma problemleri var; artık kurşunsuz benzin kullanıldığından bu araçların yakıtına katkı maddesi koymak gerekiyor. Çok büyük motorları olduğu için emisyon sorunları da var.

 

Plaka, ruhsat gibi problemler de var mı?

 

Tüm araçlarımız plakalı ve ruhsatlı. Avrupa’da ve Amerika’da klasik otomobillerin özel plakaları oluyor ve vergiden muaflar. Türkiye’de ise böyle bir şey yok ne yazık ki.

 

Koleksiyonun odak noktası nedir?

 

Araba koleksiyonu yaparken, hatta bir tek eski araba alıp onun tamiriyle uğraşsanız bile her zaman çocukluğunuzda hatırladıklarınıza dönüyorsunuz. Bu koleksiyona 1985-86 yıllarında babamla birlikte başladık. O uzun bir süre Amerika’da kaldığı için 50’li, 55’li yılların Amerikan arabalarına, kendi sevdiği ve hatırladığı arabalara çok meraklı. Hatta 40’ların sonları bile dâhil. Bizde bir 1937 var, onun babasının ilk arabasının aynısı. Benim meraklı olduklarım daha çok 70’lerden Corvette, Thunderbird ve Mustangler. İnsan çocukluğundan ne hatırlıyorsa hep ona dönmek istiyor. Bazen döneminize ait olmasa da 13-14 yaşındayken önünüzden bir araba geçiyor ve aklınızda yer ediniyor. Ne yapıp edip onu almaya çalışıyorsunuz.

 

Danışmanlık aldınız mı, yoksa tamamen kendi gustonuzla mı hareket ediyorsunuz?

 

Tamamen kendi “merakımızla” hareket ediyoruz; “zevk” diye de tanımlamıyorum. Danışmanlığını aldığınızda bu iş yatırım amaçlı bir eyleme dönüşüyor. Aklımızdaki arabayı bulmak için yardım eden kişiler oluyor tabii. Amerika’da o spesifik otomobili bulmak da başlı başına bir iş. Ancak seçimi hep kendimiz yapıyoruz.

 

“Bunu beğendim, öyleyse alayım” biçiminde ilerlemiyor yani.

 

Kesinlikle hayır. Her şeyden önce otomobilin nasıl çalıştığını bilmelisiniz. Tamir edebilmelisiniz, motoru açınca ne olduğunu anlayabilmelisiniz. Restorasyonda yardım eden kişilerin bilgi düzeyini değerlendirebilmeli, onları yönlendirebilmelisiniz. Çok titiz olmalısınız.

 

Koleksiyonunuzda kaç araç bulunuyor? Bunlar arasında sizin için öne çıkanlar hangileri?

 

Otomobil sayımız 69. Motosikletlerle birlikte 85. Benim özellikle meraklı olduğum 1954 model bir Corvette. Corvette’lerin çoğunu severim çünkü hepsi fiberdir ve köpekbalığı görünümüne sahiptir. Mustang’i de severim çünkü ilk seneleridir, 64,5 (yani 64 ve 65 arası). Özel parça gözüyle bakacak olursak da Avrupa bölümünde nadir otomobillerimiz var. Örneğin Mercedes Gullwing müzenin “TOP” arabası, çünkü Mercedes onu çok az üretmiş. Bir iki yıl ürettikten sonra hiç tutulmadığı için üretimden kaldırmış. Görüntüsü de çok değişik. Facel Vega’nın yeri de ayrıdır. Onu çok aradık, zor bulduk; az bilinen, 50’li yıllarda kısa süre üretilmiş Fransız bir araba. Motoru Chrysler’dir, bir anlaşma varmış aralarında. Görünüşü de çok güzeldir. Gerçi hangisi güzel değil ki?

 

Farklı objeler de var burada… Müzik kutuları, benzin pompaları, neon tabelalar…

 

Sonuçta biz bu arabaları toplarken, bulurken, açık artırmalara girip tamirhanelere giderken ağırlıklı olarak Amerika’daydık. 1930’lardan itibaren otomotiv sanayiine yön veren Amerika’dır; dolayısıyla birikimin çoğu orada. Tabii Amerika’da araba malzemeleri satan yerlere gittikçe diğer objelerle de karşılaştık ve benzin pompalarıyla başladık. Sonra orijinal benzin istasyonu tabelaları eklendi. Amerika’da benzin istasyonlarında bira ve yiyecek satılır, her yerde neonları vardır. Sonra da eski otomobil fotoğrafları… Eski kadranlar, çikolata makineleri… Ama şimdi bunu tekrar yapabilir miyim? Hayır, imkânsız. Yalnızca bunları almak değil, seçmek, sevmek, bakmak, onarmak, buraya getirmek de çok büyük bir emek.

 

Bunların olduğu bölümü Amerikan Salonu diye kurguladık; renkleriyle, malzemeleriyle 1950’lerin Amerikan “Diner” kavramını kullandık. Diğer salonda ise Avrupa arabalarımız var; orası daha İngiliz görünümünde. Üst katında da bir İngiliz barımız var. Aşağıdaki salonda kamyonetlerimiz var.

 

Klasik otomobil koleksiyonculuğuyla ilgili en büyük zorluk nedir?

 

Kesinlikle mekân. Çürümeyi önlemek zorundayız. Bu otomobiller kapalı bir yerde, nem ve sıcaklık değerleri kontrol edilebilen bir mekânda durmalı. Araba toplarken aklımızda hiçbir zaman bir müze yoktu, yalnızca arabalara çok düşkündük. Araçlar birikince “garaj” dediğimiz bir mekân edindik. Oraya da sığmaz hale gelince 2000 yılında daha kalıcı bir mekân olan buraya geçtik, 14 yılın birikimiyle. Müze oluşturma ve otomobilleri halka açma fikrimiz o noktada doğdu.

 

 

Bu koleksiyona merak saranlara tavsiyem; önce çok pahalı olmayan, mütevazi bir araba alın ve onu yapın. Ondan sonraki araçları bilinçli almak çok önemli. Çünkü böyle öğreniliyor. Ben de böyle başladım; hiçbir şey bilmezken ilk araba için birkaç yıl boyunca her Cumartesi günümü sanayide geçirdim.

 

 

 

 

Bu alana merak saranlara tavsiyeleriniz? Nereden başlamalılar? Hangi kaynakları takip etmeliler?

 

Önce çok pahalı olmayan, mütevazi bir araba alın ve onu yapın. Ondan sonraki araçları bilinçli almak çok önemli. Çünkü böyle öğreniliyor. Ben de böyle başladım; hiçbir şey bilmezken ilk araba için birkaç yıl boyunca her Cumartesi günümü sanayide geçirdim. Bir de bunun en önemli kitabı Hemmings vardır. Eskiden gazete kağıdı gibi incecik bir malzemeye basılı olarak çıkardı, küçücük yazıları vardı; arabayı satan, parçasını bulan, ilan veren herkes oradadır. Artık bu kaynağa internetten de erişilebiliyor; ama bana aynı tadı vermiyor. Tabii internet bambaşka bir olay.

 

Biz 1986’da başladığımızda parça ve bilgi bulmak çok daha zordu. Koleksiyondaki Mercedes için Mercedes Almanya’ya mektup yazmıştım, 3 ay sonra bana bir mikrofilm katalog gelmişti. Boğaziçi Üniversitesi’nde zar zor bir makine bulup görselleri bastırmıştım. Şimdi Google’a yazdığınız anda her tür bilgiye erişebiliyorsunuz. Öte yandan yurtdışında değişik marka kulüpleri vardır, XK 120 Jaguar Kulübü gibi. Onların takıldığınız konularla ilgili desteği çok önemli. Bizim kulüplerin desteği de öyle. Aynı model arabayı toplayan varsa gelip bizdekinin nasıl toplandığına bakmak isteyebiliyor örneğin.

 

Araçları bizzat kullanıyor musunuz?

 

Tabii ki. 1986’da ilk başladığımızda konuya merak anlamında Türkiye’de zaten bir birikim vardı. 1990’da kendimiz gibi meraklılarla birlikte Türkiye’nin ilk klasik otomobil kulübünü kurduk. Hatta şimdi dernekleşti. İzmir ve Ankara’dakiler dâhil olmak üzere birçok farklı kulüp de var artık. Ortak merakı olan kişilerin beraber etkinlik yapma isteği oluyor. İlk başta arabalarla yemekli toplantılar düzenliyorduk. Sonra yurtdışındaki federasyona üye olduk; onun kuralları çerçevesinde ralliler düzenlemeye ve onlarda yarışmaya başladık. Kulübümüz hala Türkiye genelinde en büyük klasik otomobil rallisini düzenliyor. Biri 29 Ekim, diğeri 19 Mayıs civarında yılda 2 büyük ralli ve aralarda birçok küçük ralli oluyor. Müzemizdeki otomobilleri de böyle organizasyonlara dâhil ediyoruz; böylece yürümüş, kullanılmış oluyorlar. Yurtdışı rallilerine ben de çok kez katıldım. Rallilerde pilotluk, ko-pilotluk, hakemlik, organizatörlük ve dernekte başkanlık, yöneticilik yaptım.

 

Derneğin rallileri nerelerde yapılıyor?

 

Bodrum, Abant… Değişiyor. Bu arada Yunanistan’daki klasik otomobil kulübüyle çok yakın çalışıyoruz. Zaten komşuyuz; beraber ralliler düzenliyoruz. Bazen Selanik’e gidiliyor, oradan buraya geliniyor. Yunan adalarında çok ralli oluyor. Onlara da katılıyoruz. Türkiye’de derneğimiz haricinde bölgesel kulüpler de benzer etkinlikler, geziler düzenliyorlar. Ama bizim kulübümüz ilk olduğundan altyapı açısından diğerlerinden farklı bir yatırımı ve birikimi var. Büyük çapta organizasyonlar yapabiliyoruz.

 

Klasik otomobillerin fuarları var mı?

 

Hayır çünkü güncel bir malzeme değil. Fuar yerine açık artırmalar oluyor. Türkiye’de de birkaç kez yapıldı ama 1-2 yıldır yapılmıyor. Yurtdışında çok daha yaygın.

 

Türkiye’de dikkatinizi çeken ve sizinkine benzer müzeler var mı?

 

Elbette. Örneğin şimdi İzmir’de Özgörkeyler'in açtığı yeni ve çok güzel bir oluşum var. Rahmetli Mehmet Arsay koleksiyonculuğa bizimle birlikte başlamıştı, şimdi oğlu ve yakın arkadaşım Cengiz Arsay’ın başında bulunduğu bir müze var. Artam Müzesi ve Ahmet Öngün’ün bireysel koleksiyonu da önemli.

 

Müze olarak katalog vb. yayınlar yapıyor musunuz?

 

Her yıl çıkardığımız ve gerek yurtiçi, gerek yurtdışı otomobil camiasında çok ünlü bir takvimimiz var. Ayrıca 15. yılımız için ilk kez müze kataloğumuz çıkacak, lansmanını gelecek yılın ilkbaharında yapmayı umuyoruz.

 

Müzenizi ne zaman ziyaret edebiliriz?

 

Müzemiz Cumartesi günleri ziyarete açık. Ancak başka günler gelen ziyaretçilerimizi de geri çevirmiyoruz. Birçoğu şehir dışından özel olarak gelmiş oluyor. Okul gezileri düzenliyoruz, birçok farklı etkinlik yapıyoruz. Bizim için önemli olan müzenin yaşaması ve ziyaretçiler tarafından görülmesi.

 

Röportaj: İpek Yeğinsü, Güliz Özbek Collini

Ayşe Ataman müzenin Amerikan arabaları kısmında
1/7
Ayşe Atamanın müzedeki favorilerinden Mercedes tarafından çok az sayıda üretilen Mercedes Gullwing
2/7
Müzenin Avrupa kısmından genel görüntü
3/7
Müzenin Amerikan Salonu'ndan genel görüntü
4/7
Otomobil kadranları koleksiyonu
5/7
Müzeden genel görüntü
6/7
Müzeden genel görüntü
7/7